İster uzun metraj ister kısa film, ister belgesel ister kurmaca isterse de animasyon olsun film yapmak pek çok açıdan mucizevi bir olay. Düşünün bir aklınızdaki bir görüntünün, hikayenin peşinden sonunun ne olacağını bilmediğiniz bir yolculuğa çıkıyorsunuz. O yolda sizi bekleyenler, hayal kırıklıkları, sürprizler, şanslar, tökezlemeler ve daha pek çok şey ne kadar yolun başında öngörmeye çalışsanız da pek mümkün değil. Yolun sonuna geldiğinizde ve filminizi gerçekleştirdiğinizde ise anlıyorsunuz ki aslında her şey daha yeni başlıyor. Tabii eğer bu süreçte vazgeçmeyip filminizi çekebilirseniz. Filmin başarısına, kalitesine, istediğiniz gibi olmasına hiç girmiyorum bile. İşte tüm bu sebeplerden -özellikle ülkemizde- film yapımı tam bir mucize. Bu mucizeyi gerçekleştiren herkes bu sebeple çok değerli. Bu güzel hayal gibi tabloyu bozmak istemem ama ufacık tefecik içi dolu fıçıcık bir sıkıntı var : mucize para etmiyor! Şahane kısa filmler çekip ödüller alsanız, sanata doygun güzel uzun metrajlar yapsanız da bu mucize size para kazandırmıyor, kiranızı ödemiyor, karnınızı doyurmuyor, bırakın daha iyisini yapabilmek için size alan yaratmayı ihtiyaçlarınızı bile karşılamıyor. Öyle ya sanatsal üretim devamlı okumakla, gözlemlemekle, öğrenmekle gelişiyor ama kitap almak para, sergiye / müzeye / seyahate gitmek para, araştırma yapmak, festivallere gitmek, filmleri takip etmek, seminerlere kurslara katılmak hep para. Öyle ha deyince karşılanabilecek bir para da değil üstelik. En azından büyük bir çoğunluk için. Bu noktada hayal perdesi aralanıyor ve o da ne ardında adına gerçeklik denilen koca ve çirkin bir yumru ortaya çıkıyor. Bu yola baş koyduysanız bu yumruyla yaşamayı da öğrenmeniz gerekiyor.

 

İşin bir de güya “ticari” olan tarafından bakalım. Diyelim ki kafanıza koydunuz bütün yaşamınızı bunun üzerinden idame ettireceksiniz, riski aldınız, borca girdiniz her şey kuralına uygun olsun diye yasal bir şirket açtınız. Ben öyle yaptım misal. (Bileniniz vardır belki Parazit Film & Digital Workz adında bir şirketim var.)  Büyük bir adanmışlıkla başlayıp her şeyi kuralına uygun yapıyorsunuz ama o da ne, Türkiye’de film prodüksiyon şirketleri bile “sanatsal faaliyet” kategorisine girdiğinden ticari anlamda KOSGEB gibi pek çok devlet kurumundan destek alamıyor. Ota boka verilen hibe kredilere bile başvurulamazken nasıl olacak da hem film yapıp hem de hayatınızı idame ettireceksiniz muamma. Yalnız enteresandır, vergileri alırken “sanatsal faaliyet” tanınmıyor hiç. Sanatsal faaliyetlerden verdiğimiz vergiler başka sektörlere hibe kredi olarak gidiyor, ne güzel.  Kültür Bakanlığı deseniz onu söylemeye gerek duymuyorum. Açıklanan desteklerde bolca inşaat ve turizm şirketi görmeniz boşa değil.

 

Peki ya freelance sinemacılar ne olacak? Bu soru bile hatalı aslında çünkü freelance olmayan sinemacı neredeyse tanımadım. Biz bile ne kadar şirket açtık desek de pratik olarak çalışma sistemimiz açısından farklı değiliz. Ne yapacak bu farklı alanlarda çalışan sinemacılar? Yapmak istedikleri filmlerin peşinden mi koşacaklar yoksa faturalarla dolu hayatlarını devam ettirmeye, tutunmaya mı çalışacaklar? Hangi birine zaman ayıracak, emek verecekler? Özellikle yeni mezun ya da sektörde yeni olanlar için bu konu çok daha önemli. Biliyoruz çünkü bununla ilgili pek çok mail alıyoruz.

 

Ben de bu noktada genelde kendi deneyimlerimi yazarım ama bu sefer bir değişiklik yapıp daha etkili olacağını düşündüğüm için başka birinin yaşamını yazacağım. Bu kişiyi hemen hepiniz biliyorsunuz, Christopher Nolan. Sinemalarda, evlerde filmlerini izleyip izleyip ayılıp bayıldığımız yönetmenin de zamanında benzer sorunları olmuş. 90’lı yılların ortalarında UCL’den mezun olduktan sonra elinde bir kaç kısa filmle kalakalmış. Ne demiştik kısa film, yönetmenlik güzel ama para kazandırmıyor. Bu Christopher Nolan olsanız da böyle, Ahmet de, Serap da. Nolan işe ihtiyacı olduğu bu dönemde kurumsal videolar çeken Brian Barnes adlı bir yönetmenin yanında işe başlamış. Brian’ın demesine göre kısa filmlerini görünce bu genç çocukta yetenek olduğunu anlamış ve ekibine dahil etmek istemiş ama bir itirafı var hiç bu kadar büyük bir yeteneğe sahip olduğunun farkında değilmiş. Nolan yaklaşık bir sene kurumsal tanıtım videoları çeken bu ekiple çalıştıktan sonra başka işlere yelken açmış ama o bir sene en azından kendi alanına yakın bir işte çalışarak hayatını kurabilmiş. O tecrübelerin filmlerine etkisi nedir bilemeyiz ama teknik ve içerik olarak kameradan uzak kalmaması ve bir şekilde yola devam etmesi için bir sene daha kazandırması açısından işe yaradığı kesin.

 

Bazen Kısa İyidir üzerinden arkadaşlarla konuşurken bir işe girmeyi, kurumsal dünyada çalışmayı, ticari projeler yapmayı sanata ihanet gibi gördüklerini hatta küçümsediklerini görüyorum. Yapmayın arkadaşlar. Genel olarak film yapımı söz konusu olduğunda ideallerin peşine düşmek çok güzel olsa da çoğumuz için büyük bir lüks. O yüzden o ideallerle beraber yaşamı da beraber yürütebilmenin yollarını bulmak gerek. Çalışmak hangi iş olursa olsun ayıplanacak, küçümsenecek bir şey değil. Eğer sizi istediğiniz kursa götürecek yol garsonluktan geçiyorsa hiç düşünmeyin. Örneğin biz Parazit’te iş adamlarına, büyük şirketlere iş yapmıyor olsak şu an ne Kısa İyidir olurdu, ne ücretsiz atölyelerimiz, ne de çok daha özgür olabildiğimiz kendi bağımsız projelerimiz. Her bir işten ve projeden de çok şey öğrendiğimizi, geliştiğimizi de unutmamak gerek. Düşünerek, kendi kendinize takılarak, “offf bugün de çok sanatsalım” diyerek film yapamazsınız. Sizi geliştirecek, öğretecek, deneyim kazandıracak ve en önemlisi yola devam etmenizi sağlayacak her yol iyidir. “Film yapıcam” deyip işi gücü bırakıp sadece sanatsal gelişime odaklanarak 3 ay sonra hem psikolojik hem de maddi olarak pes etme noktasına gelmenizin kimseye bir faydası yok. Hayal kurmak iyidir ama hayallere ulaşmak için hayalperest değil, ayakları yere basan planlar yapmalısınız. Projeniz için hem yaşamsal hem de maddi olarak nelere ihtiyacınız var net bir şekilde çıkartın, bunları hangi aşamalardan geçerek yapabileceğinizi belirleyin, bu aşamaları geçebilmeniz için ihtiyaçlarınızı kontrol edin ve çalışmalarınızı yürütürken hem projeyi hem sizi maddi ve manevi besleyecek yollar arayın. İster eğitiminizle bağlantılı bir işe girip kameranızı alın, ister stok fotoğraf işine girin, ister düğün videoları çekin farketmez. Önemli olan sizi filminize bir adım daha yaklaştırmasıdır. Kendiniz için en uygun yolu bulmak için kendinize zaman ayırın. Nolan kurumlara video çeken o ekibe girmeseydi yapmak istediği filmlere bir sene daha yaklaşamazdı. Bilmem anlatabiliyor muyum?

 

Kapak Fotoğrafı : Alex Prager / The New York Times

Deneyimler

kurmacakafa. fictionhead. blue // storyteller. dreamer. film director. entrepreneur // film. photography. visual arts // Parazit Film. Kısa İyidir