Bir süredir kendi işlerimizin yoğunluğundan Kısa İyidir Atölyeleri‘ni yapamadık. Gelenler bilir olabildiğince çok bilgiyi, veriyi, örneği paylaşmak ve üzerine hep birlikte konuşmak üzerine kurulu içerikler hazırlamaya çalışıyoruz. Bilginin ve deneyimin paylaşıldıkça artacağına, gelişeceğine inanıyoruz çünkü. Bu inancımız da boşa değil, yıllar içinde doğruluğunu defalarca kez deneyimledik. Bu atölyeler katılanlara olduğu kadar bizlere de çok şey öğretti. Bunlardan en önemlisi de sanırım ülkenin her yerinde film yapmak için can atan ne kadar çok insan olduğunu fark etmemizi sağlamak oldu. Her atölye duyurusu yaptığımızda pek çok mesaj ve mail aldık. Bizler İstanbul’da yaşayanlar olarak atölyeler, etkinlikler, eğitimler konusunda oldukça şanslıyız. En azından ülkenin geri kalanından… Ancak İstanbul dışında yaşayan, okuyan, çalışan diğer arkadaşlarımız için sinema, kısa film alanında gelişmek, üretmek büyük sıkıntı. Atölyeler sayesinde durumun vehametini daha derinden anlayınca ne yapsak, ne etsek de bu duruma bir katkımız olsa diye uzunca bir süre kafa patlattık. Bu kafa patlatmaların sonucunda da ilk aşama olarak Topluluk geldi. Topluluk bu süreçteki ilk aşama ama son değil, yeterli de değil farkındayız. Sektörün bütün şehirlere aynı oranda yayılması şu an için pek mümkün görünmüyor ama zamanla iyileşeceğini umuyoruz. O arada da İstanbul dışında olmayı kısa film ya da sinemacı olma sürecinizde nasıl avantaja çevirebilirsiniz onunla ilgili bazı tüyolarımızı yazmak istedik.

 

Lokasyon , lokasyon, lokasyon…

Uzaktan bakarken İstanbul size sinema ve kısa film açısından çok canlı, avantajlı geliyor olabilir. Sektörün ağırlıklı olarak burada olması elbette avantaj ama işin prodüksiyon kısmında o avantaj aslında pek göründüğü gibi değil. Bir filmi başarılı yapan etkenlerden biri filmin mekanları, yani lokasyon. İstanbul koca koca binaların kenti olarak görsel açıdan çok kirli. Üstelik bu bahsettiğimiz kirlilik sadece mekanlarında değil, insanlarında da mevcut. Yıllar içinde pek çok prodüksiyon şirketi film-reklam vb çekimler için esnafı, mekan ve ev sahiplerini o kadar sömürdü, kirletti ki çalışacak alan bulmak birer problem haline dönüştü. Bir süre sonra da sömürülen bu insanlar işi ticari kaynağa çevirerek prodüksiyon firmalarını sömürmeye başladı. Karşılıklı birbirimizi kirletiyoruz anlayacağınız. Sizinse bu kirlilikten uzak ve dolayısıyla farklı olma şansınız var.

 

Bir düşünün en sevdiğiniz yerli yapım filmlerin çekim mekanları nereleri? Biraz bağımsız sinemaya yakınsanız çoğunun İstanbul’un yanından bile geçmediğini fark edeceksiniz. Yapımcıların, yönetmenlerin başka görüntülerin peşinden gittiği, keşfetmeye çalıştığı ve hatta keşfedemediği yerlerde şanslısınız ki siz yaşıyorsunuz.  O yüzden ilk adım olarak bulunduğunuz bölgeyi keşfetmekle başlayın. Hep gittiğiniz yerlere bir de yönetmen, hikaye anlatıcısı gözüyle bakın. Hiç görmediğiniz, önemsemediğiniz kıyı köşelerini keşfedin. Gözünüze takılan yerleri not edin. Kısa bir süre sonra hazırda bir fikriniz yoksa bile kafanızda sahnelerin, fikirlerin oluşmaya başladığını göreceksiniz. Çoğunluğunu büyük şehirlerde yaşayanların oluşturduğu sinema seyircisine bilmedikleri mekanları, bilmedikleri coğrafyaları, bilmedikleri insan hikayelerini anlatın. Emin olun bu sizin için çok ama çok büyük bir avantaj. Doğru lokasyonu, doğru görseli bulun ve onun üzerine gidin, gri binalardan başka bir şey görmeyen bizleri sinematografiye boğun.

 

Az önce bahsettiğim prodüksiyon kirlenmesi size henüz ulaşmadı, bunu da lehinize kullanın. Biz burada ufak bir çekim için bile bin türlü engelle, ticari ve yasal süreçlerle uğraşırken sizler büyük ihtimalle bulunduğunuz bölgedeki esnaftan, mekan sahiplerinden, çevrenizdeki insanlardan ve hatta görevlilerden pek çok yardım göreceksiniz. Film yapım sürecinde insanların yaklaşımı o kadar önemli ki! Bu süreçler ne kadar az yıpratıcı olursa işe de o kadar yansıyor, emin olun. Bunu kullanın, tanıdığınız tanımadığınız her insan sizin için ayrı bir değer, farkında olun.

 

 

Tüm (iyi) sanatçılar İstanbul’da!

Lokasyon kısmını hallettiğimize göre gelelim filmin en önemli öğelerine : sanatçılarına. Film çekmeye niyetiniz var ama tüm oyuncular, müzisyenler İstanbul’da! Öyle mi gerçekten? Hayır aslında değil. Bu sadece bir yanılsama. Dizi ve filmlerde yer alan oyuncu ve müzisyenler doğal olarak sektörün olduğu yerden seçiliyor. Siz de projelerde onları gördüğünüz için geriye bir şey kalmadı diye düşünüyorsunuz. İşin aslı sektör İstanbul’da konuşlanmış olabilir ama ülkedeki hemen her şehirde devlet ve şehir tiyatroları, koroları, müzik grupları var.  Özellikle devlet ve şehir tiyatroları inanılmaz büyük bir kaynak. Çünkü pek çok yeteneği içinde barındırıyor. Sadece oyuncu olarak da değil üstelik, sanat yönetmenlerinden, kostümcülerine, makyözlerine kadar koca birer hazine. Onlardan öğrenebileceğiniz, birlikte üretebileceğiniz çok şey var. Üstelik bu sanatçılar emin olun en az sizin kadar bir şeyler üretmek için can atıyorlar ama İstanbul dışında oldukları için onların da çoğu zaman eli kolu bağlı kalıyor. Çok sevdiğiniz, beğendiğiniz oyuncuların geçmişlerine bir bakın. Sizin olduğunuz bölgeler de dahil olmak üzere pek çok yerde görev aldıklarını, hatta bir dönem oralarda yaşadıklarını görebilirsiniz. Bölgenizdeki tiyatroları, oyunları, etkinlikleri takip edin. Güzel insanlarla, yeteneklerle tanışın, projeniz için öneri götürün, birbirinize destek olun.

 

Sinemacı olmak gibi bir hedefiniz var ve doğal olarak bununla bağlantılı kişilere, alanlara yöneliyor olabilirsiniz ama benden size ufak bir tavsiye, kendinizi kısıtlamayın. Örneğin müzikten asla ve asla uzak durmayın. Bölgenizdeki klasikten rap müziğe kadar her türlü müzisyeni takip edin. Devlete bağlı korolardan başlayabilir, çevrenizdeki gruplara kadar gidebilirsiniz. Müzik sadece ruhunuzu beslemekle kalmaz, projelerinizi de besler çünkü.  Sadece yeni fikirler geliştirmekle de kalmaz, size teknik olarak gelişme imkanı da yaratabilir. Bugün bir gruba yapacağınız basit bir müzik videosu deneyim açısından bir kısa filmle neredeyse eştir. Az önce bahsettiğimiz kurumlarla, gruplarla, müzisyenlerle işbirliği yapın, hem onlar için hem de sizin için faydalı projeler geliştirin ve gerçekleştirin.

 

 

Belgeseli sinemaya yakınlaştırmak…

Belgesel sinema tüm dünyada çok ciddi bir yükselişte. Francis Ford Coppola bile sinemanın geleceği sorulduğunda bu yükselişten bahsediyor. Elinizdeki imkanlar ve ekip kurmaca bir film yapmanıza engel oluyor olabilir. Peki neden belgesel filmi düşünmüyorsunuz? Aklınızda pek çok kurmaca fikir olabilir ama şu an çekemiyorsanız çok anlamı yok. Önemli olan yol almaktır çünkü. Yol alabileceğiniz alan şu an için belgeselde mümkünse oradan yürümeye başlayın. Bulunduğunuz bölgedeki insanlardan, tarihe kadar pek çok şey size gündelik hayat içinde “normal” ve “önemsiz” geliyor olabilir ama bunları hiç bilmeyen bizler için her biri merak uyandırıcı birer filme dönüşebilir. Hikayesini anlatmaktan heyecan duyacağınız bir konu ya da kişi bulun ve onun peşine düşün. Tıpkı kurmaca bir film yapar gibi belgeselin hikayesini ilmek ilmek oluşturun. Belgeselinizi yaparken emin olun aklınıza pek çok kurmaca film fikri de gelecek ve onlar için de böylece altyapı hazırlamış olacaksınız.

 

 

Festivallere izleyici kalmamak…

Türkiye’deki film festivalleri ve yarışmaları son 10-15 yılda çok büyük ilerleme kat etti. Pek çok şehirde film festivalleri ve bu festivallere bağlı pek çok yan etkinlik düzenleniyor. Kısa filmle ilgilenen pek çok arkadaşımızın devamlı bir şey yapacak imkanları olmamasından şikayet ettiklerini ama şehirlerindeki hiçbir etkinliği de takip etmediğini görüyoruz. Mesele İstanbul’da değil, bilgisayar başında oturarak sinemacı olamazsınız, asıl mesele o. Her sene yeni yönetmenleri, oyuncuları, teknik ekibi ve jüriyi ağırlayan bu festivalleri mutlaka takip edin, ayağınıza kadar gelen fırsatı kaçırmayın. Festival ekiplerinde gönüllü olabilir, sadece filmlere bilet alıp gitmek yerine tüm etkinliklerini takip ederek kendinize hem bir öğrenme alanı hem de network oluşturabilirsiniz.

 

 

Üniversite varsa hayat var…

Üniversiteler öğrenci psikolojisinden midir bilinmez olabildiğince “kaçılması” ve “kaçınılması” gereken yerler olarak yer ediyor akıllarda. Oysa ki İstanbul dışındaysanız ve sinema alanında ilerlemek istiyorsanız daha çok içine girmeniz gereken kurumlardır. Her şeyden önce en kötü üniversitede bile iletişim ve güzel sanatlar fakülteleri altında sizin için önemli olabilecek pek çok bölüm var. Bu bölümlerde öğrenci olmanız gerekmez. Misafir öğrenci olarak katılabilir, bu bölümlerde okuyanlarla beraber ekipler oluşturabilir, bilgi ve fikir alışverişi yapabilirsiniz. Sinema öyle bir alan ki pek çok farklı disiplinden beslenir. Sinemayla, sanatla ve oyunculukla bağlantılı bölümler dışında da öğrenmeye açık olduğunuzda büyük ilerleme kaydedeceksiniz.

 

Akademik hayat dışında sinema ve tiyatro kulüpleri de sizin için önemli alanlardır. Sinema kulüplerinde yer alan pek çok arkadaşla tanıştık ve çoğu sinema öğrencisinden daha fazla sinema bilgisine sahiptiler. Kendiniz gibi bir grup insanla beraber film izleyip, teorilerini tartışmak, birlikte hareket etmek, proje üretmek yapabileceğiniz en akıllıca şeylerden biri olacaktır.

 

İstanbul’da olsam off neler yapardım” bahanelerini rafa kaldırın, İstanbul dışında olmayı kendiniz için avantaja çevirin.

Deneyimler