İlk 3 filminizi kurtaracak 10 ipucu diye bir yazı olacaktı ama vazgeçtim. Durup beraber durum değerlendirmesi yapalım istedim. Kısa filmdeki değişimi çözümlemeye çalışalım.

Fonlar

Çok güzel gelişmeler oluyor. 2016’da açılan fonlar, camianın kazandığı yeni platformlar var. Alkışlıyoruz değil mi? Harikalar. Başvurular gelsin, iyi olan kazansın, parasını (?!) alsın, filmi de çeksin. Platformun logosunu açılışa koysun. 2 sene yarışma-yarışma gezsin. Lakin ters giden bir şeyler var.

Denilen şu ki; “Parayı ben veriyorum, üzerinden PR çalışması yürüteceğim konu hakkında filmini yapacaksın.” Sinemanın temel motivasyonuna ne oldu bu arada? Allah rahmet eylesin. Gitti. Hikaye anlatıcılığı, özgünlük, yaratıcılık kavramlarından bir kaç yıl daha söz etmek mümkün değil çünkü zaten son 3 yılın en popüler konusu göç. Herkes mülteciler hakkında film yapsın. Herkes. Ödül heykelciklerini hazırlayın!

Başka anlatmak istediğin bir şey mi var? Farklı bir konu, farklı karakterler, farklı atmosfer. Başka bir istismar konusu önümüze gelene kadar beklesin ya da ısmarlama projelere devam. Tertemiz bir reklam aracı olarak görülen bu platformlara karşı, nasıl duracağımıza biz karar vereceğiz. Bir sinemacı gibi mi yoksa reklam ajansı gibi mi? Şunu kesin söyleyebilirim ki ilan edilen başvuru sayıları, kısa filmcilerin tutumunu net ortaya koyuyor. Benim yazmama gerek yok.

Peki bu finans kaynakları, kısa filminize ne kadar katkı sağlayabilir. Maddi olarak diyorum. 2.000- 3.000 TL ile bir kısa film çıkabilir mi? (Los Angeles’da bir kısa filmin ortalama bütçesi 70.000$, İstanbul 2.000 TL mi yani?) Açıkçası kısa filmcilerle dalga geçiliyor.  Çözüm kitle fonlaması mı? Henüz erken. Sek topal ilerliyor, hep birlikte göreceğiz. Gönderin projenizi ve bu platformların parasını alın, 3 oradan 5 buradan filminizi yapın, önemli olan  üretmektir. Hikayenizi anlatmaktır. O nedenle “başvurma ulan o zaman, kendin yap!” diyenlere cevabım yukarıdaki gibidir.

Festivaller

İşte bu! Ne çok yarışmamız oldu. Kendi veritabanımızda “Bir kez yapılıp ölen festivaller” başlığı var. Siz düşünün. O kadar çok oldu ki, gidip takip edip haber çıkaramaz duruma geldik. Bıraktık peşini. Twitter’dan takip ediyoruz artık. Çok yakın zamanda bir festivalde yönetmenler artık kazan kaldırdı. Haklılar tabii ki. Festival varoluş amacını yitirirse, olacak olan budur. Sinemaya değil, dijital mecralarda PR, şehrin kalkınmasına katkı olarak görülüyor kısa film festivalleri. Bir kaç ünlü çağırırız. Heştek, selfi, kokteyl yaparız. Rektör bir konuşma yapar gibi standart bir akış mevcut.  Yönetmenler, Romalılar! Gidin bu festivallere. Gösterin filminizi, kanepelerden yiyin, vişne suyundan için. Bunların önüne geçmek için, atlayıp otobüse İstanbul’a geri dönmek, dönüş yolunca tweet atmak yeterli değildir. Daha farklı bir çözüm icap eder.

Madem ki serzenişler faslındayız,  içimde kalmasın, söyleyeyim. Festival ve yarışma organizasyon ekipleri, lütfen şu ödül heykelciğini klaket ya da film makarası yapmayın. Ne olur. Lütfen. Anladık sinema üzerine yapıyorsunuz bu etkinliği, biliyoruz, sakin olun.

Dijital

Reklamcılıkta değişimler çok büyük ve devrimsel. Kısa filmin bu dijital değişimden etkilenmemesi mümkün değil. Televizyon bile bu durumdayken. Kısa film ne yöne evrilir? Açıkçası mini web dizileri ipucunu veriyor. Kitle fonlaması ile kendini finanse eden bir dünya proje zaten var ya da 1 liraya izlenen “komikli videolar”. Kısa film de kendine bir yer bulacaktır.  Belki de bir kaç yıl içinde 2 sene  festival gezen filmler yerine Vimeo satışları yapan, Youtube’dan reklam ödemesi alan kısa filmler olacak. Klasik fonlar yerini,  kitle fonlaması, sponsorluk ve ürün yerleştirmelerine bırakacak. Açıkçası bu festival/yarışma enflasyonunu da buna bağlıyorum. Dijitalleşme öncesi son çırpınışlar.

Bir zıplama rampası olarak: Kısa Film

Uzun çekmeden önceki durak. Bir kaç kısa film çekerim. İki festivalde ödül alırım. Sonra kapı kapı gezer bir prodüksiyona kapağı atarım olmadı bir uzun yaparım! formülünü artık hoş bir anı olarak hatırlayabiliriz. Yeni bir formülü düşünmeye başlayın derim ben. Özellikle “Ben kısa film çekerek geçineceğim!” diyen dostlar. Nasıl diyorlar: zamanın ruhunu yakalayın!

 

Kısa İyidir

“Kısa filmcilerin birlik olma zamanı, desteğinizi bekliyoruz.” başlıklı bir harddisk dolusu mesaj alıyoruz.  Server şişiyor. Kısa İyidir hiç bir destek görmezken işi düşünce hatırımızı soran arkadaşlar, yanınızdayız. İşte destek oluyoruz: “Birinin kısa film fikrini çalmışlar!” Kısa İyidir geçtiğimiz yaz “Kısa Filmde Telif Hakları” üzerine bir atölye düzenledi. Sizi göremedik, keşke gelseydiniz. Sayın Av. Sedef Erken ile bunları konuşmuştuk.

İşini gördürmeye çalışan, Kısa İyidir’i PR aracı olarak kullanmaya çalışan dostlar! Başınız dara düştüğünde Kısa İyidir olarak aklınıza geldiğimiz için gurur duyuyoruz, lakin, normal zamanda da buradayız. Kahve içmeye bekleriz. Ya da en azından teşekkür maillerinizi de desteklerinizi de bekleriz.

Kısa İyidir “Sosyal medyacı arıyoruz” sponsorlu facebook postu atmaz. “Sinefil” aramaz. Sinema yapmanın ne denli zor olduğunu, özveri gerektirdiğini bilir. Eleştirmek yerine, film üretir. Hikayelerini anlatır. Asla gönüllülük adı altında insanların emeklerini sömürmez. Öyle olsaydı daha farklı olurdu muhtemelen. Kısa İyidir’in temel amaçlarından biri üretime, gelişmeye destek olmaktır. Kısa İyidir atölyeler serisi 1 yılı geçti. Her zaman üzerine ekledik.

Alışılagelmiş, para tuzağı olan kursların aksine işlenmeyen konuları işledik, bu atölyeleri ücretsiz yaptık ve devam ediyoruz. İçeriklerimiz, podcast serimiz ve daha önümüzde kısa filmlerin gelişmesine katkı sağlayacak, hayata geçmek için bekleyen projeler var. Tüm bunların zamanını kendi işimizden kestik, parasını kendi cebimizden verdik. Kısa İyidir, kısa film yönetmenleri, yapımcıları, görüntü yönetmenleri, sesçileri, oyuncuları, üretenler, sinemacılar için var. Hep öyle kalacak. Kısa filmin değişimine de az çok önemli değil, katkıda bulunmaya devam edecek.

Sadede Gelelim

Öncelikle aynı düşündüğümüz, hissettiğimiz, yollarımızın kesiştiği, atölyelerde tanıştığımız güzel insanlara, sinemacılara teşekkür ederim. Kısa film nereye gider sorusunun cevabını, gittiği yönü, durduğu yeri film yapanlar, sinemacılar versin. Hikayeyi anlatanlar versin, parasını veren değil. Görünen o ki, işleyiş ve mecrada değişim kaçınılmaz.

Kısa filmler artık sinema salonlarına girmeye başladı, son zamanlardaki en güzel gelişme buydu. Arkası gelmeli. Kısa İyidir olarak elimizi taşın altına koymaya hazırız.  Çekilen bu filmler DVDlere, harddisklere mahkum olmamalı, izleyici ile buluşmalı. Genele yayılmalı. Geniş bir izleyici kitlesi olursa, tüm bu aksaklıkların önüne geçebilir.