Sanat ve eğitim kelimeleri yan yana gelince tartışmanın, farklı düşüncelerin olmaması mümkün değil. Aslında bunu oldukça enteresan buluyorum çünkü aynı tartışma bir hukuk için, mühendislik için, doktorluk için vs yapılmıyor ama nedense sinema ya da diğer sanat dallarına gelince iş değişiyor. Eğitimli olmayanlar “eğitime gerek yok” diyor, eğitimli olanlar “eğitim şart” diyor, biraz da herkes kendi yaptığını doğrulatmaya çalışıyor. Bize gelince bizim duruşumuz hep belli. Daha önce burada yazdım, o yüzden videolar üzerinden tekrar uzun uzun yazmayacağım ama merak eden varsa önceki yazıya bakabilir. Bugün internette başka bir şey araştırırken de İstanbul Fikir Araştırmaları Merkezi‘nin hazırladığı bir dizi videoya denk geldim. Onur Ünlü, Ezel Akay, Ercan Kesal ve Yamaç Okur ile yaptıkları video röportajlarda sinema alanındaki eğitimi ve sektörün durumunu değerlendirmelerini istemişler. Sektörde aktif olarak yer alan bu isimlerin söyledikleri önemli o yüzden sizlerle de paylaşmak istedim. Önerim her bir videoyu baştan sona izlemeniz ama aranızda üşenenler olacaktır biliyorum o yüzden röportajlardan ufak notları da ekliyorum. Siz gene de hepsini baştan sona izleyin, kolaya kaçmayın :)

 

Onur Ünlü


Sinema eğitiminde yetenek sınavını kaldırdılar, her şeyin içine ettikleri gibi onun da içine ettiler.
Sinema ve TV tamamen bambaşka şeyler.
Bu okullardan çıkan çocuklar kaba teoriyle çıkıyorlar ve hiçbir şey olamıyorlar.
Sinema yapılarak öğrenilen bir şey.
Türkiye’den iki şey çıkmaz : bir senarist iki kaleci. Çünkü herkes gol atmaya çalışır.
Sinema eğitimi konusunda umutlu değilim.
Hocaların film yapmakla ilgili fikri yok.
Film yapmanın birinci şartı senaryo yazmaktır.
Durum perişan.
Türkiye’de çok yetenekli yeni yönetmenler var.
Bir filme bakarken kendin de film yapıyorsan daha sevecen ve merhametli oluyorsun.
Üretimle ilgili sorun yok, üretim biçimiyle ilgili çok ciddi sorun var.
Özerk bir sinema kurumuna ihtiyaç var.
Devletin sinemayla ilgili politikası günü kurtarmak üzerine.

 

Ezel Akay


Sanatın prensip olarak resmi bir eğitime ihtiyacı yok.
Eğitim almadan üretimin, sektörün, operasyonun içinde olarak da öğrenmek mümkün.
Üretim içerisindeyken sinema sanatçısı olmak çok fazla vakit ayırmayı gerektiren bir durum, eğitim bu sonucu hızlandırıyor.
Ben sinema eğitimini çok önemsiyorum.
Sinema eğitimi Türkiye’de bir iki üniversite dışında ağır bir kadersizliğin parçası.
Üniversitelerdeki eğitmenler arasında yönetmenlik, kameramanlık yapmış insan yok.
Öğrenci probleminden çok, eğitmen problemi var.
Eğitimde de sektörde de bir standart yok.
Görev tanımları anlamında Türkiye’de büyük bir kaos var.
Okullar prensip olarak yönetmen yetiştirmek üzere motive olmuş durumdalar.
Yönetmen kelimesi hatalı, biz yönetmiyoruz, yönlendiriyoruz.
Sinema eğitiminin çok gerekli ama Türkiye’de çok etkisiz olduğuna karar verdim.
Biz eğitim kurumlarından sektör olarak istediğimiz hiçbir şeyi alamıyoruz.
Sektörle eğitim kurumları arasında müthiş bir uçurum var, onlar bizi dinlemiyor, biz onları aşağılıyoruz.
Üniversite eğitimi yeterli değil, bizim sektörümüzün lise eğitimine de ihtiyacı var.
Görüntü yönetmenlerinin çoğu sektörden yetişiyorlar bu nedenle sanat tarihi eğitimine çok uzaklar.
Eğitim dünyasıyla sektör arasındaki bu kopukluk bizim çok yavaş ilerlememize neden oluyor.
Dizi teknikleri sinemaya uyarlanabiliyor olsaydı bütün dünya bunu yapardı.

 

Ercan Kesal


Türk eğitim sistemindeki tüm olumsuzluklar sinema eğitiminde de var.
Setlerin sinema öğrencileri için bir tür laboratuvar olduğunu düşünüyorum.
Sinema okullarının sektörle işbirliğine girmeleri önemli.
Eğitim sadece teorik değil, her aşamada pratik yapmaya olanak tanıyarak kendilerine olan güvenlerinin arttırmaya vesile olmasını diliyorum.
Teknik açıdan bir çok şeyi aşabiliyoruz ama daha çok senaryo sıkıntısı yaşadığımızı düşünüyorum.
Film yapma sürecine daha fazla profesyonel edebiyatçının entegre edilmesinin doğru olacağını düşünüyorum.
Sinemada yapımcı, dağıtımcı ve gösterim problemleri daha fazla önümüze çıkmaya başladı.
İlk filmini çekip ikinci filmini çekemeyenler dünyasına dönüşmüş durumda Türkiye Sineması.

 

Yamaç Okur


Sinema eğitiminde ciddi bir okul enflasyonu var.
Genele baktığınızda akademinin endüstriden bir hayli kopuk olduğunu görebiliyorsunuz.
Dört yıllık eğitimde hiçbir branşlaşma yok, çok genel bir eğitim veriliyor.
18 yaş sinema eğitimi almak için çok erken bir yaş, önce belli bir birikime sahip olmak gerekiyor.
Film üretimi aslında çok teknik bir şey değil, önemli olan içini nasıl doldurduğunuz.
Sinema okullarının bir araya gelip tartıştığı, nasıl geliştirebiliriz dediği bir yapı da yok.
Sinema eğitimine baktığımızda ben bir pespayelik görüyorum.
Sinema öğrencisinin daha okurken endüstriyle iç içe geçmesi lazım.
Dijital olanakların gelişmesiyle kalitenin artması beklenir ama pek kalite artışı yok.
Bir işi yapıyorsanız en iyi şekilde yapmaya çalışıyor olmanız lazım, ister öğrenci olun ister hoca.
Sinema kulüplerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Köklü okulların eleştirilecek çok tarafı var.
Hükümetin kültür sanatla ilgili herhangi bir politikası yok.
Üretimle ilgili sıkıntı yok ama altyapımız yok.
Telifle ilgili sorun çözülememiş durumda, tek bir TL telif bile toplanamıyor.
Sinema alanında meslek birlikleri pek kuvvetli değil, örgütlenme yok.
Sağlıklı bir sinema endüstrisinin oluşması için ana akım ve bağımsız sinemanın birlikte hareket etmesi lazım.
Bizde yapımcı kuşağı yok, yönetmen-yapımcı kuşağı var.
Avrupa’daki anlayış yapımcıyı nasıl kuvvetlendirebilirim diye bakıyor, bizdeki ise gücü nasıl bölerim nasıl yönetirim diye bakıyor.
Devlet desteklerinde işin sanatsal tarafı değil, kimliğiniz önemli.
Mevcut RTÜK kapsamında yapımcıların farklı içerikte diziler yapması çok zor.
Yerel yönetimlerde vizyon yok.
Sinemayla uğraşan kişinin umutsuz olmaması lazım.
Bağımsız sinema kendine yer bulmakta zorlanıyor.
Başarı bizde daha rahat üretime neden olmuyor, hatta cezalandırılıyor.
Eleştirmenler yok denecek kadar az.
Gençlere daha fazla sorumluluk verilmeli.

Deneyimler