Türkiye’de ne kadar çok sinema okulu var farkında mısınız? Hemen her üniversitenin içinde iletişim ya da güzel sanatlar fakültelerinde ilgili en az bir bölüm var. Her sene yüzlerce aday mezun olup, sektörde kendine yer edinmeye çalışıyor. Bunun en az 3-4 katı kadarı da “alaylı” olarak yer almaya çalışıyor. İşin aslı sinema, hadi reklam sektörünü de içine alalım sanıldığı kadar büyük değil. Pastanın küçüklüğü ayrı, o pastadaki payların dağılımı ayrı sıkıntılı. Yıllarca “kol kırılır yen içinde kalır” mantığıyla, yapılanların sektör içinde sineye çekilmesinden sonra artık siz de fark ediyorsunuzdur sesler yükselmeye, sektör dışında da konuşulmaya başladı. Dışarıya ufak ufak sızan sesler aslında içerde gizli bir soğuk savaş gibi oldukça derin yaralar bırakarak ilerliyor. Sektör evet büyüme gösteriyor, diziler, filmler, yapımlar artıyor yeni isimler çıkıyor ama olanla olabilecek olan arasındaki fark o kadar büyük ki yapımcılar, yönetmenler, oyuncular, menajerler, asistanlar, ekipler… Her biri bundan 10 yıl öncesine göre işlerini yaparak hayatlarını idame edebilmek, projelerini gerçekleştirebilmek için çok daha fazla efor harcamak zorunda kalıyor. Zorunda kalıyoruz. Buna bir de yeni adayların sektörde tutunma çabası eklenince daha da karmaşık oluyor çünkü eskiler zaten zor olan piyasada yenilere yer açmak, bir şeyler öğretmek derdine düşemiyor. Bunun sektörün geleceği için önemi henüz idrak edilebilmiş durumda değil. Sektöre yetişmiş eleman derdinde olmayınca “Benim işime yarayacak kadarını öğretelim, işimize yarayacak kadarını yapsın, daha ileri gitmesin” mantığı yüzünden hevesle başlanan asistanlıkların sonu bir yere varamayınca moraller bozuluyor, pes edenler artıyor. Karamsar bir tablo çizdim gibi değil mi? Evet pek aydınlık değil belki ama çok düşmeye gerek yok. Bunları şikayet etmek için değil, buna karşılık neler yapabilirsiniz onu anlatmak için yazıyorum. Çünkü me kadar sorunlu olursa olsun ortada bir sektör var, işler var, projeler var, birileri çalışıyor, yapıyor. Bu neden siz olmayasınız?

 

Sektörde etkin bir şekilde var olabilmenin çok basit bir formülü var : yetenek + deneyim + çalışkanlık + network!

Hangi sektörde olursanız olun benzer formül işler ama konu filmcilik olunca çok net ve basit olan kural bu. Bunlara sahipseniz, her bir maddede “ben oldum” deyip kendinizi geliştirmeyi bırakmıyorsanız hiç korkmayın yolunuz açık. Tek bir istisna var etik ve karakter problemi olanlar ne yapsalar da bir yerden sonra olmuyorlar ama o konuya hiç girmiyorum -şimdilik-. Hadi biraz daha açalım.

 

Yetenek dediğimiz şey, çok bireyseldir, çok size özgüdür ve sanılanın aksine çok geliştirilebilir bir şeydir. En güzel yanı ise yetenek kendine her zaman bir yer bulur. Torpiller, tanıdıklar, şanslar, olaylar olaylar… birilerinin yolunu aydınlatıyor olabilir ama yetenekliyseniz görmezden gelinemezsiniz. Dolayısıyla yetenekli olduğunuz alanda bilinçli bir ilerlemeyle çok kısa zamanda güzel yerlere varabilirsiniz. Başka birinin 10 birim çalışarak geldiği noktaya siz yeteneğinizle 2 birimde gelebilirsiniz. O yüzden önceliğiniz hangi alanlarda yeteneğiniz olduğunu keşfedip, bunları geliştirmeye odaklanmak olmalı. Örneğin karşılaştığımız, konuştuğumuz hemen herkes ya yönetmen olmak istiyor, ya senarist ya da her ikisi de birden. Oysa biliyor musunuz sektörde teknik ekiplerde o kadar çok açık var ki! Her yer yönetmen (!) kaynıyor ama düzgün kurgu, ışık, ses, animasyon ya da sanat yapan birini bulmaya geldiğinde sıkıntı yaşıyoruz. Neden? Çünkü işin teknik tarafında iyi olan ekipler çok doğal olarak büyük sinema filmlerine ve reklamlara yöneliyorlar ve çoğunlukla dolular. Oysa bu konularda yeteneğiniz varsa bunu geliştirerek hem sektörde çok iyi bir yer edinebilir, hem de emin olun çok istediğiniz yönetmenliğe çok daha kolay ilerlersiniz. O yüzden yönetmenlik takıntısını ve şımarıklığını işin başında biri olarak şimdilik bir kenara bırakın, önce oyuna girmeye ve oyunda kalmaya bakın. Kimse size “oo demek yönetmen olmak istiyorsun, oo demek çok yeteneklisin hadi o zaman gel” demeyecek. Yeteneğinizi gösterebilmeniz için önce sektörde olmalısınız, deneyim elde etmelisiniz. Şunu unutmayın, istediğiniz şeyle yeteneğiniz olan şey çoğunlukla aynı değildir. Kendinizi ne kadar iyi tanırsanız bu iki kavram arasında orantılı ve düzgün bir ilişki kurarak istediğinizi elde edebilirsiniz. O yüzden kendinizi iyi analiz edin, güçlü yanlarınız ne, neye yeteneklisiniz, neyde başarılısınız, neleri daha hızlı çözüp nelerde tıkanıyorsunuz… Fikir bulmada iyi olabilir ama senaryo yazamıyor olabilirsiniz. Diyalog yazmada berbatken tretman oluşturmada şahane olabilirsiniz. Görüntüde başarılı ama kurguda saçmalıyor olabilirsiniz. Yönetmenlikten bile bahsediyorsak, o alan da tek bir doğrudan oluşmuyor. Ne tarz anlatımlara (yönetmenliğe) yatkınsınız. Kendinizi abartmadan, kandırmadan ve “arkadaşlarım öyle diyor” kalıplarına girmeden objektif bir şekilde değerlendirin ve sonuçlarına göre çalışın. Kendinizi kandırmanız ancak sektöre hiç girememenize ya da arada silik bir eleman olarak kaybolmanıza neden olacak. Karar verin :  herhangi biri mi olmak istiyorsunuz, kendi alanında etkin biri mi?

 

Yeteneğinizi doğru anladıktan sonra sıra geldi onu geliştirmeye. Teorik gelişime kesinlikle gerekli. Kitaplar, eğitimler, makaleler, atölyeler… Hepsi gerekli ama şunu unutmayın gerçek deneyim okuyarak, izleyerek gelmez. Adı üstünde “dene-yim“. Denemeniz lazım. İlk etapta öyle kendinizi zorlayacak büyük büyük projelerin peşinde koşmayın. Önemli olan ufak ufak çok fazla deneme yapıp kendinizi geliştirmek. Örneğin kurgu konusunda kendinizi geliştirmek istiyorsanız illa bir film çekmek ya da çekilmiş bir filmin kurgusunu yapmak zorunda değilsiniz. Sevdiğiniz bir filme kendinizce yeni bir fragman kurgulayın. İnternetten ücretsiz stok görüntüleri bulun renk denemeleri yapın. Alın cep telefonunuzu elinize basit bir timelapse çekimi yapın. Yönetmenlikte gelişmek istiyorsanız iki arkadaşınızı 15 dakikalığına esir edip, bir masa başında geçen basit bir sahne çekip, duygu aktarımınızı geliştirin. Önemli olan şu : 1-2 günde bir elinizde yeni bir şeyi denemiş, öğrenmiş olun. Bu deneyimler yeteneğinizle birleşince tadından yenmez bir birleşim olacak. Yetenek ve deneyim bu işin temeli bunu aklınızdan sakın ola çıkarmayın.

 

Bence genç adaylardaki en büyük eksiklik bu : çalışkanlık. Koskoca 4 yıl sinema okuyan ama tek bir film çekmemiş insanlar görüyoruz. Sonra da “sektörde kimse beni işe almıyor“! Acaba neden? Eğitim gerekli ama Türkiye’deki eğitim sistemi hangi alanda eğitim alırsanız alın, yetersiz. O yüzden üzerine kendiniz bir şey koymadıkça reddedilmeye hazırlıklı olun. Sinema ve reklam sektörüyle ilgili bilmeniz gereken en önemli şey ise şu, bu sektördeki herkes “normal” bir işe sahip herkesten çok daha fazla çalışıyor. Hafta sonu yok, mesai kavramı yok, bayram yok, tatil yok, gece yok gündüz yok. Bu sektör “yaratıcıyım oğlum ben” deyip sallananları, dolananları ve yatanları bir kedinin tüyünü kusması gibi kusup atar. Yaratıcılık üretim gerektirir, üretmiyorsan yaratıcı değilsin. Dışarıdan bakınca “ya bu insanlar hiç çalışmıyorlar mı, sağda solda gezip duruyorlar” gibi görüyor olabilirsiniz ama işin aslı hiç öyle değil. Görünüş aldatır. Ya repo günlerine denk gelmişsinizdir, ya işsiz zamanlarına, ya kanaldan onay bekleniyordur, ya zamanında o noktaya gelebilmek için sürünmüştür de şimdi biraz daha rahat ediyordur ya da tahmin edin nedir : o da bir tembeldir! Sektörde gerçekten var olan insanlara sorun, size çalışma koşullarını anlatsınlar. Öyle çalışmadan istediğiniz kadar yetenekli olun, o iş olmaz, ilerleyemezsiniz, zor bela girdiğiniz sektörden kusulursunuz. Yaptığımız iş sanatla bağlantılı olabilir, diğer işler gibi sınırları belirgin olmayabilir ama bu tembellik yapabileceğiniz anlamına gelmez. Çalışacaksınız. Hatta yeniyseniz herkesten daha çok çalışacaksınız çünkü sizin gibi yüzlerce insan var. Sizin farkınız , yeteneğiniz ne onu göstereceksiniz. Her gün sanki maaş alıyormuş, sanki başınızda patron bekliyormuş gibi uyanıp, disiplinli bir şekilde en az 5 saatinizi buna ayıracaksınız. 5 saatten kastım film izlemek, eleştirileri yazıları okumak, videoları izlemek değil. Onları yapmak istiyorsanız ayrıca saat belirleyin. Benim bahsettiğim 5 saat öğrenme, gelişme ve üretmeye ayrılmış süre. Onu da en az diye tekrar belirtmek istiyorum. Bugün en alt kademedeki bir devlet memuru bile günde 8 saatini işine ayırıyorsa yükselmek için sizin yaptığınız alan daha zorlu, siz de ayıracaksınız. Ayıramıyorsanız sinemacılığı unutun. Gidin aileden eşten dosttan bankadan para bulun kahveci, börekçi gibi bir şey açın. Oturduğunuz yerden de izlersiniz filmleri bir şey olmaz. “Ama benim işim var, okulum var, sevgilim var” bahanelerini bir kenara bırakın. Her akşam oturup internetten dizi izleyeceğinize o 2 saati  bir senaryo açıp, onu incelemeye harcayın. Yolculuk yaparken müzik dinleyeceğinize sizi bu alanda geliştirecek bir kitap okuyun, notlar alın. Her gün bir saat erken kalkın ya da geç yatın onda da bir şeyler üretin. Kendi sisteminiz içinde nasıl bir zaman geliştirirsiniz sizin bileceğiniz iş ama toplamda her gün en az 5 saatinizi çalışmaya ayırın. Çalışma, üretme yoksa bu alanda “var olmak” da yok. İşin başarı kısmına girmiyorum bile farkındaysanız. Bu zamanı ayırmanızla ayırmamanız arasındaki fark dizi izlemekle dizi çekmek arasındaki fark kadar. Tercihinizi buna göre yapın. İzlemek mi istiyorsunuz, yapmak mı?

 

Gelelim networke. Yıllardır yazılarda, atölyelerde, sizlerle karşılaştığımız her yerde “network çok önemli” diye söylemekten dilimde tüy bitti. Neden mi önemli? Dikkat ettiyseniz gazetelerin insan kaynakları sayfalarında bu sektöre dair hiç ilan görmezsiniz. Ya da kariyer sitelerinde. Çünkü bu sektörde her şey fısıltı gazetesiyle ve networkle ilerler. Çalışanlar arasında devamlı bir devir vardır ve bu akışı da gene insanlar sağlar. “Sinema sektöründe çalışmak istiyorum” deyip bir yere başvuramazsınız. Bir iki prodüksiyon şirketine mail atabilirsiniz tabii ama geri bile dönmeyeceklerdir çünkü işleyiş öyle değil. Sistem karşıtı olmanız da bu alanda pek işe yaramaz. O yüzden kendi çevrenizi edineceksiniz. Nasıl olacak bu? Etkinliklerde, atölyelerde, festivallerde, okulda, arkadaşlarınızın arkadaşları arasında bu işlerle bağlantılı olanlarla ilişkilerinizi geliştireceksiniz. İlişki geliştirme birine Facebook’tan mesaj atıp “bir kahve içer miyiz, bir şey danışacaktım da” demekle olmaz ama onu baştan belirteyim. Çok tanımadığınız birinden “kendiniz için” bir şey talep ediyorsanız gerçekten gerekli olup, olmadığını önce bir tartın. En büyük hırsızlık zaman ve emek hırsızlığıdır. Ne başkasının zamanını emeğini çalın, ne de kendinizinkini çaldırın. Birileriyle tanışıyor olmak, kahve/bira içiyor olmak, beraber eğlenceye filme gidiyor olmak gibi eylemler network değildir, zorlamayın. Bunları mesleki amaçlarla değil, sevdiğiniz arkadaşlarınızla yapın. Mesleki network karşınızdakinin mesleki becerilerini değerlerini bilmek, kendinizin mesleki değerlerini doğru aktarabilmek ve bunlardan iki taraf için de doğru bağlantılar kurabilmekten gelir. O da yeteneğiniz, deneyiminiz, karakteriniz ve çalışkanlığınızla olur. Hangi alanda yeteneğiniz varsa onu insanlara söylemek yerine gösterin. Hangi alanda deneyiminiz varsa paylaşın. Hangi alanda çalışıyorsanız onu insanlar bilsin. Pasif olmak, olduğunuz yerde kalmak demektir. Bir şey yapın. Bir fikir, bir proje, bir film, bir yazı, bir sahne, bir soru, bir cevap, bir hareket, bir konu… Ne olursa. Her gün varmak istediğiniz yere sizi bir adım daha yaklaştıracak ufak da olsa bir şey yapın ve bunu insanlarla paylaşın. Mesleki network böyle kurulur. Mesleki ilerleme böyle olur. Oturup boş boş kahve/bira içmekle değil. Siz bir şeyler yapmaya başlayınca birilerinin dikkatini çekeceksiniz, her şey kendiliğinden akacak zaten. Formülü alın ve bir şey yapın. Kendiniz için, geleceğiniz için, hayatınız için, mesleğiniz için, çevrenizdekiler için… Hakan Günday, Piç kitabında şöyle der :

Sadece duruyorlardı. Belki de en korkunç şiddet buydu: durmak. İnsan kaçarken başkasının, dururken kendi kanında boğulur.

Sözün özü adım atmaktan, çalışmaktan kaçmayın, harekete geçin ve boğulacaksanız da en azından kendi kanınızda boğulun. Siz bir şey yapmadıkça, hiçbir şey olmayacak ve hem içinizde hem de dışınızda koca bir boşluğun içinde boğulacaksınız çünkü.

Deneyimler