Genellikle ses getiren Hollywood aksiyon filmleri yazan ve çeken Christopher McQuarrie‘nin bu röportajını görünce hem ünlü filmlerin hayranlarına hem de yönetmenlik yolunda ilerleyenlere faydalı olacağını düşündük. Röportaj Görevimiz Tehlike filminin çekim tekniklerine ve yönetmenin diline dair pek çok ipucu içeriyor. Çeviri için Oktay Avcı‘ya da teşekkürlerimizi sunarız. 

 

Christopher McQuarrie ve oyuncu Tom Cruise bir çok defa birlikte çalıştı. Oscarlı yazar McQuarrie, Valkyrie’yi yazmış ve Edge of Tomorrow ile Mission : Impossible – Ghost Protocol senaryoları üzerinde çalışmış ve 2012 yılında Jack Reacher filminde ise Cruise’u yönetmişti. McQuarrie, Reacher ile kazandığı potansiyeli sürekli daha iyiye giden bir serinin parçası olan Mission : Impossible Rogue Nation ile fırsata çevirdi.

 

Mission : Impossible – Rogue Nation , Crusie ve McQuarrie’nin bu güne kadarki en başarılı iş birlikteliklerinden biri. Yönetmen Brad Bird (Tomorrowland) Ghost Protocol ile çıtayı yükseltti ve Rogue Nation bu seviyeye ulaşmayı başardı. Neticede diğer Mission: Impossible filmleri gibi yazarın diline tam olarak ulaşmış. McQuarrie’nin kuvvetli yönlerinden bazıları olan, etkili yapılara dayalı sanatı, eylem ve karakter üzerine daha fazla odaklanması ve açık bir yönetmenliği ile çektiği Rogue Nation izleyicileri memnun eden ve hafızalarda yer eden bir film.

 

Yazar ve yönetmen Mission: Impossible 6 için geri dönüyor. Altta da biraz bahsedeceğiz ancak çoğunlukla Rogue Nation’un göze çarpan sahneleri ile kadın oyuncu Rebecca Ferguson ve onun önceki filmlerinden aldığı dersleri ve öğrendiklerini konuşacağız.

 

İşte Christopher McQuarrie’nin söyledikleri :

 

Dün gece bazı yorumları baştan sona kadar dinleme şansım oldu. temalardan birinde Bay Cruise şunu söylüyordu, Mission : Impossible filmi bu işi ciddiye bindirmiştir.

(Gülerek) Evet kesinlikle. Çıtayı yükseltmelisiniz.

 

Özellikle sondaki kovalamaca sahnesi olmuş olsa da siz filmlerinizde her zaman daha fazla büyütme ihtiyacı hissetmiyorsunuz.

Evet, sona gelindiğinde en önemli şey, film için doğru olanın ne olduğunu hissetmektir. Biz hiçbir zaman büyük bir gösteri peşinde olmadık ve bunu asla amaçlamadık, bilirsiniz işte. En büyük mutlaka en iyisidir anlamına gelmez. Filmin akıl alıcı sonunu bulmak için çok fazla vakit harcadık ve asla şu doğru olandır diyemedik. Bu sekans, serinin doğru ve en doğal olanının seçilebilmesi için yapılan çok fazla tartışma sonrasında oluşum gösterdi.

 

İlave olarak, su altı sekansında ve büyük kovalamaca sahnesinde en tepe noktasını deneseydiniz, belki izleyiciler bu noktaya kadar tükenmiş olurlardı.

Şey, ve o zaman son nerede? Filmin sonunda ne son bulacak? Her şey bittiğinde ne olacak? Bu sonsuza kadar gidecekmiş gibi hissettiriyor. Ve açıkçası sizi tükenmiş hissettiriyor. Biz bunu bu amaçla arttırarak çoğaltıyoruz anlamına gelmez. En azından başlangıçta, bir sonraki filme nereden başlayacağım konusundaki yükümü Rogue Nationun tüm yapısıyla azaltmış oluyorum. Fakat insanlar bana şunu soruyorlar “Bir sonraki film için bir fikriniz var mı?” ben de “Evet fikirlerim var. ama Görev (Mission)’in kendi fikirleri var” yani görev nereye gitmek isterse oraya gider, diyorum.

 

Eski filmlerinizden özellikle Jack Reacher’daki araba kovalamacası yada Edge Of Tomorrow’daki su altı sahnesinden çok ders aldığınızı yorumlarınızda sıklıkla bahsediyorsunuz. Rogue Nation’dan ne öğrendiniz?

Sanırım burada öğrendiğim en önemli şey “yapmayı düşündüğün kadarına ihtiyacın yok” olmuştur. Motorsiklet sekansı orjinalde çok fazla büyük, çok fazla uzun ve çok fazla karmaşıktı. Ve filmde pek çok aksiyon sekansları da vardı. Daha azıyla daha büyük bir film yapabilirsiniz. Ve ben daha yalın birşey ya da daha az ağırlıklı temaya dayanan, biraz daha sadeleştirilmiş birşeyler yapmaya kararlıyım.

 

Motorsiklet kovalamaca sahnesinin ne kadar uzundu? Sahneyi kesmek için özel bir girişim hatırlıyor musunuz?

Tanrım evet. 8 dakika uzunluktaydı. Açıkçası, kovalamaca sahnesine bakın ve hayal edin şu gerçek ki eğer bu sekans 5 dakika daha uzasaydı ne kadar yorucu olurdu (Gülerek). Gerçekten de bir sure sonra kendi kendini harap ederdi. Ama yeniden bir nevi.. ayarlamak çok zor. Prova etseniz ve ne olduğu hakkında bir hissiniz olsa bile soyutlandırarak yapıyorsanız bir yargıya varmak çok zordur. Zordur! Elinizde ne olduğunu anlatmak zordur. Sekansı hep birlikte bititirken çok rahatladık ve şunu düşündük, “Aman tanrım, eğer bu sekansı orjinalde öngörülmüş olduğu haliyle çekseydik bu sahneden ne kadar malzeme kesip çıkarmış olurduk.”

 

Opera binası sekansı yaklaşık olarak 20 dakika uzunluktaydı. Bazıları bu sahne için kaygı duydu ama o kadar uzun olduğu hissedilmiyor.

Tıpkı Ghost Protocol’daki kuş sekansı gibi, çok fazla şey oluyor. Sahne alanı devamlı genişliyor ve motorsiklet kovalamacası da öyle. Ve bu arada kovalamacaya bakarsanız motorsiklet ve otomobil iç içe. Biz sahne alanının kendi kendine gelişmesini deniyorduk. Bir kereliğine birkaç dakikalığına devam edeyim diye hissedersiniz, sonra “tamam da, tüm bunlar nereye gidiyor?” diye hissetmeye başlarsınız.

 

mission-impossible-christopher-mcquarrie-illsa

Filmin çarpıcı çekimlerinden birisi Ilsa’nın dizlerine dayayarak tuttuğu tüfeğin olduğu sahne. İstediğiniz planı elde etmek için kaç defa çekim yaptınız?

Tam olarak kaç çekim yaptığımızı size kesin olarak söyleyebilirim. 12 adet çekim yaptık. Bunun nedeni zamanlama ile ilgiliydi silahı birleştirme aksiyonları doğru zamanda olmalıydı, çünkü eğer onun parçaları birleştirmesinden önce dirseğini dizinin üzerine koymasını görseydiniz ne yaptığını ve neden yaptığını anlayamazdınız. Yani sadece doğru zamanlamadaki planı almak içindi. Hangisinin daha iyi olduğuna karar verememiştim. Aniden birşey oldu ve şöyle dedim: “Hangisi olduğunu biliyorum”. Geri çekilip filmi izleyen başka birisinin bakış açısıyla planları izleyebilmelisiniz ve izleyiciye anlatmaya çalıştığınız şeyi hafife alamazsınız.

Neticede doğru olanı seçtik. Ve emin olmak adına birkaç çekim daha yaptım. Şundan emin olun ilk dirseğini dizine dayadığında kullanacağımızı çekimi bulmuştuk. Açıkçası çekim sayısının nedeni – size dürüst olacağım çekim planlarının son çekimiydi, geri alarak bu çekimi yapabilecekbiraz daha zaman bulmuştuk. Bu plan oldukça karmaşıktı. Işık. Bir platformun üzerindeydi. Çok fazla karmaşıktı ve son günümüzdü, burada bitirmek istemedik. Rebecca ile son günümüzdü operadaki son planımızdı. Bu nedenlerle çekebildiğimiz kadar çektik.

 

Diğer çekimi zor planlarınız hangileridir?

Opera sahnesinde bir çok planın çekimi zordu. Opera sahnesi öbürlerinden kat kat daha zor bir sahne, çok fazla bağımsız parçalar bulunduruyor olmasından başka bir nedeni yok. Sahne arkasını, sahnelerin altını, opera kutularını ve operanın çatı üstlerini düşünmeye çalışın. Sahne, sahne içinde sahne. Ayrıca dev bir orchestra ile çalıştık. Tüm oyuncular ve opera yönetimi sette aynı anda çalıştı ve bu durum nedeniyle bu sahne zaten kendisini karmakarışık bir hale sokmaktaydı.

 

Çekmi gerçekten zor olan diğer bir sahne ise filmin sonundaki restoran içinde gerçekleşen silahlı çatışma sahnesi çünkü çok kısıtlı bir zamanımız vardı ve hava durumu çok kötüydü. Tam silahlı çatışma sahnesi çekimine başladığımızda tüm çekim için yarım gecemiz kalmıştı. Yani bu sahnede izlediğiniz her şeyi çekmek için yarım gecemiz vardı o da yaklaşık 6 saat kadar.

 

Merak ettiğim digğer plan Ilsa’nın motorsiklet kovalamacası sonunda yolun ortasında dikildiği ve kameranın Ilsa’nın gözlerine zoom yaptığı plan. Bu plan ve sahneyi uygulamaya yönlendiren neydi?

Çok uzun sure motorsiklet sahnesinin sonunu tartıştık. Böyle bir sonun Ilsa’yı sempatik göstermeyeceği kaygısını taşıyorduk. Sonra tekrar çok uzun tartışmalar yaptık. Bundan başka bir son, bu planı açıkçası aceleye getirilmiş hissettirecekti. Mekanın yanında dikilirken bunu bulduk. Cruise ve ben bu versiyonun üzerinden beraber geçtik ve o dedi ki : “Biliyor musun? Kesin bu.” Bunu tom ile birlikte çekim alanında gördükten sonra artık bunun doğru plan olduğunu biliyorduk.

 

Ve tabii ki Rebecca ile onun ne istediğini konuştum. Kamera arabada bir vince bağlıydı. Buna Pursuit Vehichle (Takip Aracı) deriz. Ve düşünün Porsche Cayanne bir jip üzerinde bir vinç, vinç aracın önünde sallanıyor ve bu aracı saatte 60 mil hızla oyuncunun üzerine sürerken çekim yapıyorsunuz.

 

Rebecca’ya “Seninle yapmak istediğim şu. Bu araç sürücüsünü iyi tanırım. Bunu ilk defa yapacağım” dedim. Ben şimdi buradan ayrılıp yoldaki beyaz çizginin yanında bekleyeceğim ve sürücü beni geçene kadar aracı sürecek. Bu planı bu şekilde çekeceğiz. Ve hayal edin sürücü Tom’un geleceği yer ile aynı kavisteydi. Araç saatte 60 mil ile bana doğru geldi. Ben yola hızlı bir adım attım, ellerim kalçamın üzerinde yolun ortasındaydım ve araç geldi. (Gülerek) Araç tam geldiği anda kolumda bir sıkışma hissettim. Aracın aynası dirseğimi süpürerek geçti gitti.

 

Tabi ki güvenlik sorumlusu bana çok acayip kızgındı. Videosu da var ve bu videoyu çocuklarım gördü. Onlar da çok kızdılar bana. Bu nedenle çok sorun yaşadım (Gülerek). “Bunu yapma” dediler, ben de “Bakın, bir oyuncudan benim daha once yapmadığım birşeyi yapmasını istemem”. Bunu söyledikten sonra Rebecca bir baktı ve “Sadece çizginin diğer tarafına geçmem.” dedi. Ben de “Muhtemelen güzel bir fikir bu” dedim ve bu planı böyle tamamlayabildik.

 

mission-impossible-christopher-mcquarrie 1

(Gülerek) Rebecca Ferguson ile ilk tanıştığınızda onun belli şartları var mıydı?

Hmm , hayır, biz onu ilk gördüğümüzden beri biliyorduk. Biz onu ilk gördüğümüz anda Rebecca’nın harika olacağını biliyorduk. Rebecca benim ve Tom’un katıldığı genel toplantı olan seçmelerde odanın içinde yürürken havalara uçmuştuk. Ne aradığımızı çok iyi biliyorduk. Tom ve ben klasik bir film yıldızı olan Ingrid Bergman’ı çok severiz ve Rebecca tıpkı onun gibi konuşuyordu.

 

Ilsa Eathan Hunt’u su altı sahnesinde kurtarırken Facebook’ta bir izleyici onu kurtarırken dalışını görmek istediğini söylemişti. Bu boyutta bir filmde izleyicinin gerçekten bilmek istediği kaç soru geliyor?

Gerçekte bize göre eğer öyküyü izleyicinin gözünden anlatıyorsanız neyi ne zaman bilmek istediklerine dair soruları azalıyor. Ve Mission : Impossible bunu çok iyi yapmakta. Mission filmi hikayesini Eathan’ın bakışından subjektif olarak anlatan bir film. Eathan’ın neyi ne zaman bildiğini bildiğiniz sürece, hikayeyle birliktesinizdir. Tüm bu hikayeleri içlerinde çok küçük gizemler bulundurarak anlatık. Anlatmaya çalıştığım bilirsiniz işte, bu noktada bu gizemler beraberinde tatlı sürprizler getirir. İnanıyorum ki izleyiciler karakterin hikayenin neresinde olduğunu, karakterin neyi başarmaya çalıştığını ve karakterin nereye gitmeye çalıştığını bildiği sürece sizinle birlikte her yere gider. En önemli şey ben filmin neresindeyim ve neler oluyor sorusudur?

 

Şu su altı sahnesine bakarsak Edge Of Tomorrow’dan sonra uzun planda daha verimli çekilmiş olduğunu gördüm. Bu tür kısıtlamalar ile karşılaştığınız ama bu kısıtlamaların güzel bir sonuca götürdüğü başka bir sahneniz var mı?

Görselleştirerek gördüğünüz her şey aslında bazı acı veren kısıtlamaların sonucudur. Opera binası sahnesinde zamanla yarıştık, tüm A400 sahnesini çekmek için sadece 4 kısa kış günümüz vardı, burda demek istediğim tüm bu sahnede gördüklerinizi çekmek için toplamda sadece 24 saatimiz vardı. Tüm bu durumlar sizi verimli ve dikkatli olmaya zorlar. Ve vereceğiniz her karar çok iyi düşünülmüş olmalıdır. Filmin içindeki her şey böyledir.

 

Filmin içindeki her şey yaptığım diğer filmlerimdeki tecrübelerimi ve bilgimi gözler önüne seriyor. Örneğin sona doğru geldiğimizde son sahnede herkes çok heyecanlanmıştı. Herkes şöyle düşünüyordu: “altı saatte biz bu tüm çatışma sahnesini nasıl çekeriz?”. Ama ben The Way Of The Gun filminde çok fazla çatışma sahnesi çektim. Neye ihtiyacım olduğunu ve neye olmadığını çok iyi biliyordum. Bana biraz daha uzun zaman verilseydi daha fazlasını da çekerdim. Belki birazını kullanmış olabilirim ama herşeyi tam gününde tamamladım.

 

Bir serinin her bir filmini çeken bir yönetmenin dilini serinin diğer filmlerinden farklı kılan ve sıradışı olan nedir ? M:I6 için film stilini değiştirme arzusu ya da baskısı hissediyor musunuz?

Bilirsiniz bir film yapımcısı olarak benim arzum her zaman eski filmlerimden çok daha iyi bir film yapabilmektir. Durağanlıkla ilgilenmiyorum. Gerçekten büyümek isterim. Kendimi zorlarım ve yapmış olduğum üç filme The Way Of The Gun, Jack Reacher ve Mission Impossible’aa sırasıyla bakarsanız, sanırım birbirini izleyen çok açık bir iz görürsünüz. Her birinin genişleyen koşullarda bir hikaye anlatımı ve teknoloji kullanımı olduğunu görebilirsiniz. Tüm filmlerimde şu veya bu teknoloji sanatının gizemini öğreniyorum ve bu filmlerden öğrendiğim spesifik tecrübeleri bir sonrakine uygulamak isterim. Bunların farklı görüneceğini önceden hayal ederim ama hiç farklı olmaz ise hayal kırıklığına uğrarım.

 

 

Röportajlar